Uçak kazalarının çoğu, sinemalarda dramatize edilen o klasik fırtına sahneleriyle hatırlanır: Kara bulutlar, yıldırımlar, sarsıntılar ve zorunlu inişler... Ancak bilimsel veriler, bu tür fırtınalı havalarda uçakların genellikle güvenle seferlerine devam edebileceğini ortaya koyuyor. Ticari uçakların gök gürültülü fırtınalarda düşme olasılığı son derece düşük, çünkü pilotlar fırtınalı alanlara girmemek için kapsamlı bir önlem alıyorlar. Peki, gerçekten uçaklar fırtınada düşebilir mi?

Fırtına İle Mücadele: Bilimsel Yöntemler

Uçuş öncesi, hava durumu raporları, uydu görüntüleri ve tahmin haritaları dikkatlice incelenir. Ancak bu, yalnızca kalkış anı için geçerlidir. Asıl kritik çalışma, uçuş sırasında havada devam eder. Kokpitteki hava radarı ve gelişmiş "hava kaçınma sistemleri" sayesinde, pilotlar fırtınaların şiddetini ve içindeki su yoğunluğunu renkli ekranlar üzerinden takip eder. Ne kadar su dolu bir bulut, o kadar güçlü bir fırtına anlamına gelir. Bu bilgi, pilotların ne kadar yükseğe çıkmaları, hangi rotayı takip etmeleri gerektiği ve hangi fırtınalardan uzak durmaları gerektiğini belirler.

Pilottan Pilota İletişim: Anlık Bilgi Paylaşımı

Havadaki diğer uçaklar da fırtına ile mücadelede kritik rol oynar. Aynı frekansta uçan pilotlar, türbülans yaşadıklarında bunu birbirlerine bildirir. Bu anlık bilgi paylaşımı, fırtınalı bölgelerden kaçınmanın yanı sıra, uçuş rotasını değiştirme konusunda da önemli bir avantaj sağlar. Uzmanlar, ticari uçakların fırtınalardan en az 20-30 kilometre uzak durmasını öneriyor; çünkü fırtınaların şekli ve konumu hızla değişebilir.

Fırtına Kalbine Girmek Mı?

Filmlerde sıkça karşılaşılan "fırtınanın üstünden atlama" sahneleri, gerçekte pek tavsiye edilmez. Zira bazı fırtınalar, 40.000-50.000 feet yüksekliğe kadar uzanabilir ve bir anda büyüyebilir. Bu nedenle, pilotlar çoğu zaman fırtınanın çevresinden dolaşarak güvenli bir rota izler. Fırtınanın kalbine girmemek her zaman daha güvenlidir.

Türbülans: Korkulacak Bir Durum Mu?

Türbülans, çoğu zaman yolcuları korkutsa da uçakların güvenliğini tehlikeye atmaz. Pilotlar, türbülanslı bölgelere girmeden önce uçakları türbülans penetrasyon hızına getirerek daha dengeli bir uçuş sağlarlar. Bu hız, uçağın sarsıntıyı daha az hissetmesini sağlar. Yolcular için asıl tehlike, kemer takmamaktır. Ani sarsıntılarda kemer takılmaması, yolcuların ciddi şekilde savrulmasına neden olabilir.

Dolu ve Diğer Riskler

Tuşlu Telefonlar Geri Dönüyor: 2026’da Fiziksel Klavye Yeniden Popüler Olabilir
Tuşlu Telefonlar Geri Dönüyor: 2026’da Fiziksel Klavye Yeniden Popüler Olabilir
İçeriği Görüntüle

Fırtınalarla birlikte karşılaşılan bir diğer tehlike de doludur. Ancak, çoğu dolu hasarı sadece maddi kayıplara yol açar ve uçağın kanadında küçük göçükler meydana gelir. Daha büyük dolu parçaları nadiren camda çatlaklara yol açsa da, bu durumlar ticari uçuşlarda son derece istisnai olaylardır. Dolayısıyla, dolunun etkisi genellikle “maliyet” seviyesinde kalır.

İnişte Rüzgâr Kırılması Riski

Uçakların en tehlikeli anları genellikle iniş ve kalkış sırasında yaşanır. Bu esnada yaşanan rüzgâr kırılması (windshear) nedeniyle rüzgârın yönü ve hızı aniden değişebilir ve uçak zorlanabilir. Bu risk nedeniyle, modern uçaklar rüzgâr kırılması uyarı sistemleriyle donatılmıştır. Ayrıca, havalimanlarında da bu riski izleyen sistemler kullanılarak uçaklar bekleme paternine alınabilir ya da alternatif havalimanlarına yönlendirilebilir.

Yıldırım Çarpması: Gerçekten Tehlikeli Mi?

Yolcuların en büyük korkularından biri de yıldırım çarpmasıdır. Ancak, uçakların yıldırım darbelerine dayanacak şekilde tasarlandığını belirten uzmanlar, bu olayın genellikle tehlikeli olmadığını vurguluyor. Ticari uçaklar, yıldırım çarpsa bile elektriğin çoğunu dış yüzeyinden geçirir ve kabinde yalnızca bir ışık patlaması ve yüksek ses duyulur. Modern uçaklar, nadir de olsa bir aksaklık yaşanması ihtimaline karşı yedekli sistemlerle tasarlanmıştır.