İran'da son yıllarda sıkça görülen toplumsal huzursuzluklar, 2025 sonlarından itibaren yeni bir boyut kazandı. Bu defa, döviz kuru krizinin ve ekonomik baskıların tetiklediği protestolar, sadece ekonomik taleplerle sınırlı kalmayıp ideolojik bir meydan okumaya dönüşmeye başladı. Ancak, bu protestoların, 1979’daki devrimle karşılaştırılması yanıltıcı olabilir.
Protestoların Kökeni ve Dinamikleri
28 Aralık 2025'te Tahran'da esnafın sokaklara dökülmesiyle başlayan gösteriler, İran'ın tarihsel olarak protestolara yatkın yapısını bir kez daha gözler önüne serdi. Tütün protestolarından İslam Devrimi’ne, Yeşil Hareketten kadın özgürlüğü mücadelesine kadar, İran’ın sosyal yapısının merkezinde hep bir protesto kültürü yer almıştır. Bu kez ise ekonomik sorunlar ön planda olsa da, toplumsal talep büyük ölçüde kültürel ve siyasi alanlarda yoğunlaşmıştır.
Birçok analist, bu protestoların, Batı'nın uyguladığı yaptırımlar ve İran’ın 2025’te İsrail ile yaşadığı çatışmanın etkisiyle daha da derinleştiğini düşünüyor. Ancak, 2025’te Birleşik Krallık, Fransa ve Almanya'nın, İran’a karşı BM yaptırımlarını tekrar başlatması, protestoların patlak vermesindeki kilit unsurlardan biri oldu. Bugün, İranlılar sadece ekonomik çıkmazlardan değil, rejimin ideolojik ve kültürel baskılarından da şikâyetçi.
Bir Devrim Mi, Bir Dönüşüm Mü?
Bu protestolar, 1979’daki devrim gibi kitlesel bir hareketten ziyade, derinleşen toplumsal bir dönüşümün erken izleri olarak değerlendirilebilir. İran’daki mevcut rejim, zaman zaman köklü değişikliklere uğramış olsa da, halkla olan bağları giderek zayıflamaktadır. 1979’daki devrim, bir liderin ve halkın birleşik bir mücadelesinin sonucuydu; ancak bugün, halkın tek bir liderde birleşmemesi ve siyasi yapıların daha da bölünmesi, sürecin ne kadar zor olacağını gösteriyor.
Rejim karşıtları arasında güç kazanan en belirgin figür ise, devrik Şah’ın oğlu Rıza Pehlevi'dir. Ancak onun popülaritesi de sadece sınırlı bir kesime dayanıyor. Gençlerin Pehlevi’nin resimlerini asması ve eski monarşi bayrağını sahiplenmesi, Fars milliyetçiliğinin yükselişine işaret ederken, bu hareketin İran’daki diğer etnik gruplar, özellikle İran Türkleri tarafından yeterince desteklenmediği görülmektedir.
Toplumsal Kutuplaşma ve İç Cephenin Güçlenmesi
İran’daki son protestolar, toplumda rejim yanlıları ile karşıtları arasında giderek büyüyen bir uçurumu ortaya koyuyor. Ancak bu kutuplaşma henüz kalıcı bir iç cepheye dönüşmüş değil. İran’da rejim, güçlü güvenlik kurumları ve baskı politikalarıyla ayakta duruyor. Ancak özellikle genç kuşaklar arasında, devrim sonrası kurulan yapıya olan bağlılık hızla azalıyor. Bu, toplumsal sözleşmenin aşındığını ve rejimle olan bağların kopmaya başladığını gösteriyor.
Geçtiğimiz yıllarda yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimleri, halkın geniş bir kesiminin rejime olan güvenini kaybettiğini ortaya koydu. Ancak seçimlere katılmayan neredeyse yüzde 50’lik bir kesim, sadece bir sessiz protesto gerçekleştirdi. Bu durum, rejimin toplumsal meşruiyetinin giderek daraldığının bir göstergesidir.
Dış Müdahale ve Rejimin Ayakta Kalma İhtimali
ABD ve İsrail’in İran içindeki protestoları desteklemesi, rejimin dış tehdit algısını pekiştirmekte ve bu durum halkın içindeki kutuplaşmayı daha da körüklemektedir. Dış müdahaleye karşı duyulan korku, rejim için en güçlü meşruiyet aracı haline gelmiştir. Bu da, İran'daki protestoların daha büyük bir bölgesel çatışmaya dönüşmesine yol açabilir.
Sonuç ve Gelecekteki Olasılıklar
İran'daki son protestolar, kısa vadede bir devrim beklenmediğini ancak rejimin sürdürülebilirliğinin ciddi şekilde sorgulandığını gösteriyor. 1979’daki devrimde olduğu gibi bir karizmatik liderin yokluğu, toplumsal destek sağlamada büyük zorluklar yaratmaktadır. Hamaney sonrası dönemde, elitler arası rekabetin etnik fay hatlarını ve merkez-çevre gerilimini daha da şiddetlendireceği öngörülmektedir. Bu durumda üç olasılık öne çıkıyor:
-
Güvenlik kurumlarının öncülüğünde rejimi koruyan ancak daha sert bir geçiş dönemi.
-
Milli ordu ve beka odaklı bir ara rejim.
-
Kontrollü bir dönüşüm ve İslam Cumhuriyeti’nin yeniden yapılandırılması.
Sonuç olarak, İran'daki protestolar devrim değil, köklü bir dönüşümün sancılarını gösteriyor. Rejim, bugün ayakta kalabilir ancak toplumla olan mesafesi giderek daha derinleşmektedir. Artık en büyük soru, “Rejim bu haliyle ne kadar daha yönetebilir?” sorusudur.

